Liderlik artık Unisex…

Liderlik maskülen midir?

Lider olmak için kadınlar erkeksi özellikler mi taşımalı yoksa erkeksi özelliklere mi daha yatkın olmalıdırlar?

Bir kadın lider, kadınsılığını kaybetmeden, eril liderler arasında layıkıyla yer ve rol alabilmekte midir? Yoksa az da olsa liderliğe giden yolda kadın, mutasyona mı uğramaktadır.

Yaşadığımız çağda artık sadece bir cinsiyetin liderlik tarzını taşımak yetmiyor.

Dişi ve Eril liderler birbirlerinin liderlik yeteneklerinden ilham almalılar. Bu yazımda buna değinmek istiyorum.

Günümüze kadar yapılan “Liderlik” araştırmalarını 4 grupta toplamamız mümkün.

Bu araştırmaların 1900’lerden 1980’lere kadar yapılanları cinsiyet farklılıklarının liderlik üzerine etkisi olduğu pek öngörmüyordu. Liderlik erkeksi özellikler arasında ifade buluyordu.

1.grup: 1900’lerden 1950’lilere kadar kişisel özelliklerin liderlik üzerine etkili olduğu üzerine araştırmalar yapıldı. Liderlik üzerine etkili olduğu düşünülen tüm kişisel/fiziksel özellikler erkeklere atfedilen özellikler olup etkili liderlik için erkeksi özellikler gerektiği düşünülmekteydi.

2.grup: 1950’lerden, 1960’lara kadar davranış tarzlarının liderlik üzerine etkili olduğu davranışsal liderlik üzerine araştırmalar yapıldı. Bu çalışmalarda da liderler erkek olarak görüldü. Çalışmalarda kullanılan deney grupları da, hava kuvvetlerindeki uçuş personeli, fabrikalardaki ustabaşılar, harp okulu öğrencilerinden…vs oluşmakta idi. Hala cinsiyet farklılıklarının liderlik davranışlarını etkileyebileceği düşünülmemekteydi.

3.grup: 1950’lerden 1980’lere kadar ortaya çıkan koşulların liderleri belirlediğine yönelik durumsal liderlik üzerine araştırmalar yapıldı.

4.grup ise 1980’lerden günümüze liderleri ve takipçilerini beraber ele alıp değerlendiren ilişkisel liderlik üzerine görece modern liderlik araştırmaları yapıldı ve halihazırda sürdürülmekte.

Ancak her şeyin ötesinde liderlik üzerine “cinsiyet”in öneminin veya ayrıştığı noktalarının ne olduğuna dair yapılan araştırmalar tüm bu gruplarda irdelenen araştırmalara kıyasla henüz daha yeni sayılabilir. Liderlik denince akılda çoğunlukla erkeklerle özdeşleştirilen bir görüntü canlanıyor. Halbuki, liderlik cinsiyetsizdir. Sadece kadın ve erkeğin doğuştan getirdiği bazı genetik kodlamaların ve biyolojik farklılıkların liderlik tarzları üzerine etkisinden bahsedebiliriz. Liderlik özellikleri herhangi bir cinsiyete bağlanmamalı, herhangi bir cinsiyete atfedilmemelidir.

“Kadınlar, Erkekler ve Liderlik” kitabının yazarları Liz Cook ve Brian Rothwel, İngiltere’de The Industrial Society’nın 1998’te “Özgürlükçü Liderlik Modeli” adı altında yayınlanan modelde bulunan 38 liderlik davranışını 6 ana başlık altında toplamışlar. 750 erkek, 250 kadın profili bu 6 ana başlığa göre analiz ederek bir cinsiyet dağılımı ortaya koymuşlar.

6 ana başlık:

  • Özgürleştirici
  • Cesaretlendirici
  • Sonuç alıcı
  • Geliştirici
  • Örnek Oluşturucu
  • Güven verici

Sonuç şu olmuş; 38 etmenin tümünde kadın liderler, erkek liderleri toplam % 5 oranında geçmiş. Kadın liderler, 38 etmenin 37’isinde erkek liderlerden daha iyi sonuç almış. Sadece “kriz anında soğukkanlı olmak” davranışında erkek liderler öne geçmişler.

Bu şunu ifade ediyor:

Evet, kadın ve erkeğin biyolojik farklılıkları var. Aynı zamanda beyin kimyasalları ve işleyişleri bakımından da hayatlarını yönlendiren farklılıkları var. Ancak bu bir cinsiyetin diğerinden daha lider sayılabileceğini veya liderliğin sadece bir cinsiyetin tekelinde olduğunu bize göstermiyor.

Bilimsel olarakta saptandığı üzere, kadın ve erkeğin beyin işleyişleri farklı. Bazı örnekler vereyim:

Kadın herhangi bir şeye yoğunlaştığında beyninin sağ ve sol lobları açılıyor. Bunun için kadınlar bir çok işi bir arada ve daha koordineli yapabilmekteler. Erkek yoğunlaştığında ise beyninin bir tarafı kapanıyor. Bunun içindir ki erkekler, sadece bir işe daha iyi konsantre olabilmekteler. Erkekler, yapıları gereği rekabete dayalı ve beyin kimyasallarından kaynaklanan yarışçılık hissi doğalarında mevcut. Hormonları yüzünden statü ve ünvan onlar için daha önemli. Bu yüzden rekabete/savaşa dayalı karşılaştırmalar yapıyorlar. Birey yada takım olarak en iyi olma dürtüleri var. Kadınlar ise yarışçı bir rekabetten ziyade işbirliğine daha yatkın. Kadınlar beyinlerinin iki tarafını da kullanabildikleri için kendi duygularının ve karşılarındaki insanın duygularının daha iyi farkındalar, empatileri gelişkin. Hep kazanmaya oynamak dürtüleri erkekler kadar yoğun değil bu nedenle duyarlılıklarını uzun süre muhafaza edebiliyorlar. Erkek beyni iş yapmak için organize, kadın beyni ise konuşmak ve iletişim kurmak yoluyla işlerini halletmeyi seviyor.

Dişi ve Eril bazı liderlik yeteneklerini şöyle sıralayabiliriz:

DİŞİL ERİL
İlişki Yönetimi Rekabetçilik
Dinleme Vizyon
Diyalog Soğukkanlılık
Kişilerarası bağlantılar En iyi olma dürtüsü
Paradoksları sezebilme Meydan okuma
Bir çok işi bir anda yapabilme Risk alma
Sosyal ve duygusal farkındalık Hedeflere yönelme
Grup Çalışması Bir konuda yüksek odaklanma
Yol gösterme Yapı ve form
Detaylara hakimiyet Yenilikçilik

Tüm bu örnekleri bir arada düşünecek olursak farklı bir “cinsiyetsiz liderlik tarzı” ortaya çıkıyor. Bu noktada değerlendirilmesi gereken birinin diğerine üstünlüğü var mı yok mu mevzusu olmamalı. Mesela kadın liderler, zaman zaman daha duygusal davrandıklarını için eleştirilmekten ziyade, erkek liderler tarafından bizzat kendilerinin duygusal zekalarını ve duyarlılıklarını geliştirmeleri yönünde örnek alınmalıdırlar. Kadın liderler ise, erkeklerin sonuç odaklı ve soğukkanlı çalışma disiplinlerini kendilerine örnek almalıdırlar. Sadece bir cinsiyetin liderlik yeteneklerini taşımak yetmiyor. Ben bir iki tanesini örnek verdim. Siz aklınıza daha pek çok etkileşim getirebilirsiniz.

Sadece bir cinsiyetin liderlik kabiliyetlerini taşıyoruz diye sevinmeyelim, bununla yetinmeyelim, diğer cinsin liderlik kabiliyetlerinden kendimize paye çıkaralım. Dişiler, eril liderlik kabiliyetlerini, eril liderler de dişi liderlik kabiliyetlerini geliştirip artırmaya çalışmalılar.

Kadın ve erkek cinsiyetlerinden gelen güçlerin farkında olarak ve onları bilerek, biri diğerine dönüşmeden, cinsiyetsiz bir liderlikte buluşmalılar. 21 yy liderliği, sadece eril veya sadece dişil yetileri kendisinde toplayan değil, cinsi kıyas ve rekabetten olabildiğince uzaklaşmış “insan” odaklı bir geleceğin liderliğini bize işaret ediyor.

Yorum Yapılmamış

Yorum Yaz