Bilgi, "SORUMLULUK" ister !

Hayat çok hızlı değil mi?

Bir eğitimden diğerine koşturan, bileğine bir bilezik daha takmaya çalışan, aman bir “şey” kaçırmayayım, gündemi yakalayayım, “bilgisiz” kalmayayım diyen insanlar olup çıktık. 🙂 Son bir aydır epeyce üzerine kafa yorduğum bir hadise bu.

Bazen insanın yavaşlaması gerekiyor, birçoğumuz hemfikiriz üstelik. Koştururken değil “durup” düşünmemiz gerekiyor. Biz istemesek de ruh bedenden geride kalınca “bi dur” diyor.

Tam da bu noktada diyorum ki, eğitim seminer atölye çalışması ve daha niceleri, yalnızca bilgi açlığını gidermek için yaptığımız tercihler mi? Yoksa insan bilgilenme niyeti dışında başka arayışlar içinde mi? Duygu açlığını doyurmak için çıkış kapısı mı arıyor?

Bazen doğru zamanda “içe” dönmeyince ve ihtiyaçlar doğru adreslenmeyince, insan bilgilenme amaçlı arayış kisvesi altında sürüklenebiliyor. Hakikaten her öğrendiğimizi sindirebiliyor muyuz? Edindiğimiz bilgileri yaşama geçirebiliyor muyuz? Biri üzerinde kafa yorup derinleşmek zor geliyor da bu nedenle mi hep bir “yeni” arayışındayız? Belki ancak yeni heyecan veriyor, elimizde ne varsa tüketmeye alıştığımızdan belki de.

Emin olduğum bir şey var ki “bilgi sorumluluk ister”. Aldığın bilgiyi önce kavrayacak kullanacak sonra yayacaksın. Yaydıkça sindireceksin. Her yeni bilgi kullanılmadıkça yükten başka bir şey değil.

Diğer yandan, tüm bilgileri erkenden edinme gayreti de anlamlı değil çünkü öğrendiklerimize lezzet katan “deneyim” ve yaş almak diye de bir gerçek var. En basitinden, altını çizerek okuduğumuz bir kitabı bir zaman sonra yeniden elimize aldığımızda, “neden bunları çizmişim ki, hâlbuki bu cümle daha önemliymiş, nasıl fark etmemişim ki”diyebiliriz. deriz. Her geçen gün “değişiyoruz”.

Hakkını veremedikten sonra ne erken gelen bilginin, ne erken gelen terfinin ne erkenden gelen kazancın hayrı yoktur insana. Bunu çok güzel anlatan bir masal var:

“Vaktiyle ormanda yaşayan aslan kral, tahtını genç ve üstün yetenekli bir aslana bırakmış. Genç aslan eski kralı aratmamak ve herkese kendini sevdirmek için tüm marifetlerini gösterme kararı almış. Çok geçmeden bütün orman, genç kralın olağanüstü istekleri yerine getirme konusunda bir yeteneği olduğunu öğrenmiş. Ancak aslan kral bu yeteneğini her hayvan için geri döndürülemez şekilde yalnızca bir defaya mahsus olarak yapabiliyormuş, bu nedenle her hayvan kendisi için “en önemli şeyi” istiyormuş. Kral da herkesin bu şekilde gönlünü kazanıyormuş. Bir gün yavru kuş, “kanatlarım çok küçük uçamıyorum ben, büyük kanat istiyorum” demiş. “Büyük kanatlarım olursa uçar ve erkenden uçabildiğim için diğer kuşların hayranlığını kazanırım” demiş. Kral hoşuna giden bu isteği gerçekleştirmiş ancak günler sonra yavru kuşun kanatlarını sürüyerek dolaştığını görmüş. “İstediğini verdim neden uçmuyorsun” demiş. “Ben acele edip yanlış bir şey istemişim, kanatlar bedenime çok büyük geldiği için taşıyamıyorum. Hep yere düşüyorum.” Kral “üzülme nasılsa diğer kanatların bende” demiş demesine ama, eski kanatlarda küçük kaldığı için kuş, büyük kanadı taşıyacak kadar büyüyene dek uçamamaya mahkum olmuş. Üstelik yeniden uçabilmek için normalden daha fazla kaslarını geliştirmesi ve çok çalışması gerekmiş.”

İnsan taşıyamayacağı bir şeyi dilememeli belki de. Hakkını vermeye hazır olmadığı hiçbir şeyi. Neyi niçin istediğimizi bilmek başımıza gelecek en iyi şeylerden biri. Her şey zamanında güzel.

Ekibine hayatı zindan eden nice toy yönetici var.

Birilerinin burnundan getirdiysen iş hayatını, ne yapayım senin için gelen erken yükselmeyi? Başarı mı şimdi bu? Sarkacın diğer ucunda, “doğru zamanı kollarken geç kalanlar var” ama diyenler için, attığın adım çevreni etkiliyorsa değerlendirmeni bencilce yapma derim. Üzerine cuk oturuyorsa o şey, erken değil tam demindedir.

Çok isteyip de elde edemediklerimizin de bir nedeni vardır çoğu zaman.

Bir şey olmak için önce bir şey yapmak gerekir.

Yapmıyorsak olmayı beklemek lüks değil midir? Bir şeye sahip olmak için de bir bedel ödemek gerekir. Hayatımızda aynı şeyler sürekli dönüp duruyorsa belki de o şey için “hazır” değilizdir. Ya da yeterince kendimizle yüzleşmemişizdir.

İçimizdeki hissettiğimiz boşluğu kapı kapı o eğitim senin bu çalışma benim şeklinde kapatamayacağımız aşikar bana kalırsa. Edinilen en ufak bir bilgi hayata geçiyorsa kıymeti var. Kitap gibi konuşmak değil teoriyi pratikle birleştirmektir mühim olan.

Siz de baharla birlikte ayyuka çıkmış boşluk duygusu ve anlam arayışının hala pençesindeyseniz belki de çözüm aranmakta değil durulmaktadır. 🙂

Yorum Yapılmamış

Yorum Yaz