Birini işten çıkarma zamanının geldiğini nasıl hissedersiniz?

Bir çalışanınızı yönetmek ihtiyacı hissettiğiniz an, o insanı işe alırken bir yanlışlık yapmışsınız demektir.

En iyileri yönetmeye ihtiyaç yoktur.

Yönlendirmek, öğretmek, yol göstermek evet…Ama sıkı sıkıya yönetmek, hayır.

Otobüste yanlış biri var ve onun kim olduğunu biliyoruz.

Hep şu senaryoyu gördük veya dinledik. Biraz bekleriz, yapmamız gereken şeyi erteleriz, başka alternatifler deneriz, bir ikinci, üçüncü, dördüncü şans veririz, durumun değişeceğini umar, o kişiyi gereğince yönetmek için zamanımızı ve enerjimizi harcar, onun yetersizliklerini telafi etmek için küçük mekanizmalar oluştururuz. Ama durum iyiye gitmez!

Daha kötüsü, tek başına ona harcadığımız zaman ve enerji, doğru insanlara harcayabileceğimiz enerjiyi alıp götürür. O kişi kendi kendine karar verip gidene (çok rahatlarız) ya da sonunda biz harekete geçene (yine çok rahatlarız) kadar bir şekilde debelenip dururuz.

Yanlış insanların ortalıkta dolanmasına izin vermek, doğru insanlara yapılmış bir haksızlıktır.

Çünkü kaçınılmaz olarak onlar yanlış insanların yetersizliklerini telafi edeceklerdir. Daha kötüsü bu durum iyilerin de kaçmasına neden olabilir.

Başarıya odaklı çalışanları motive eden şey, gösterdikleri performanstır ve güçlerinin bir kısmının taşıdıkları ekstra yüklere gittiğini görmek sonunda onları rahatsız edecektir.

Harekete geçmek için gerekenden uzun süre beklemek, otobüsten inmesi gereken insanlara da haksızlıktır.

Sonunda altından alınacak bir koltukta oturması için bir elemana izin verilen her dakika, tam olarak doldurabileceği başka bir yer bulması için kullanabileceğizamanın ondan çalınması demektir. Ve aslında eğer kendimize karşı dürüstsek biliriz ki, harekete geçmek için uzun süre beklemenin o kişiyle ilgisi yoktur. Daha çok kendi huzurumuzla ilgilidir. Ya işini idare eder düzeyde yaptığı için onu atarak yerine başkasını almak zor olacaktır ve bu sorundan kaçınmak istiyoruzdur. Ya da tüm bu süreci tatsız ve stresli bir süreç olarak görürüz ve bekleriz, bekleriz, bekleriz. Bu arada gerçekten iyiler, “Niye bu konuda bir şey yapmıyorlar?, Ne zaman yapacaklar ? Bu durum daha ne kadar böyle sürecek ?” diye düşünürler.

Colman Mockler, Gillette’in başına geçtiğinde, ilk yıl çalışma zamanının yüzde 55’ini yönetim ekibini düzenlemeye ayırdı ve 50 çalışma arkadaşının 38’inin ya yerini değiştirdi ya da işten çıkardı.

Bir çalışanın sadece yanlış bir koltukta mı oturduğunu, yoksa otobüsten tamamen mi inmesi gerektiğini kesin olarak saptamak biraz zaman alabilir.

Bu anın geldiğini nasıl anlarsınız?

İki soru yardım edebilir:

Birincisi, eğer vereceğiniz karar bir işe adam alma kararıysa (yani “Bu adamı işten atmam gerekir mi, gerekmez mi?” şeklinde bir karar değilse), o elemanı bir kez daha işe alır mıydınız diye kendinize sormak. İkincisi de o eleman gelip çok iyi bir fırsat çıktığını ve gitmek istediğini söyleyerek işten ayrılmak isteseydi feci şekilde hayal kırıklığına mı uğrayacağınızı yoksa gizliden gizliye sevineceğinizi mi kendinize sormak.

Kaynak : Jim Collins – Good to Great

                : Gillette – The Patient Honing of Gillette / Forbes – 1981

 

Yorum Yapılmamış

Yorum Yaz