“Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, orada hiç kimse farklı düşünmüyor demektir.”

Türkiye’de, bu sene bir ilk ile Peryön’ün hayata geçirmeyi kabul etmesiyle, İnsan Kaynakları Blog yarışması düzenlendi. Peryön’e ve Sn.Özlem Helvacı Kılıç’a önerimi/fikrimi hayata geçirdikleri için bir kez daha teşekkür ediyorum. 1.liği kazanan Aydan’ı (Çağın İK) ve diğer finalistleri (Saygı Günenç ve Müge Arslan) bir kez daha tebrik ediyorum.

Nerden başlasam, nasıl anlatsam diye bir süre düşünerek yazmaya başladım. Birçok gözlemim bir çok hissim, bir çok tespitim var. Bunları ifade ederken, em samimi ve en doğru şekilde yazmaya çalışacağım. Ama biliyorum ki, herkesin anlayabileceği kendi vizyonu, idrakı ve içtenliği kadar. Bu hususu da yazımın başında belirterek, izlenimlerime geçiyorum 🙂

1- Türkiye’nin İK vizyonunu konuşmayı, belirlemeyi şiar ediniyorsak, İnsan Kaynakları’nın ağzına yapışmış olan, janjanlı toplantılarda, sunumlarda…vs. uygulama örnekleri anlatılan “Öneri ve Ödüllendirme” sistemi işleyişlerine göre bir “fikrin” ne kadar önemli olduğu ve hayata geçirildiği takdirde türlü bakımdan kazanç sağlayabilecek bir “fikri-öneriyi” verenin de, gerçekleştirenle birlikte önemli ve kıymetli olması gerektiği nettir.
 
2- Takdir ya da övgü…vs istediğim/beklediğim düşünülmesin, keza öneriyi-fikri ve doğurduğu/doğuracağı etkiyi, kurumun ve/veya organizasyonun kendi kullanmak istemesi kadar doğal bir şey yoktur. Burada bahis ettiğim, dikkat edilmesi gereken o ince bir nüanstır.
 
3- Önemli olan bir şeyler yapmaktır, yapabilmek için harekete geçebilmektir. Oturulan yerden, üç beş suni kelam-yorum etmek değil. Bir şeylerin tetikleyicisi veya takdir edeni olabilmek mühim. Örnek vermek gerekirse, ben bu yarışma fikrinin (yani o çok birlik, beraberlikten bahsedilen İK Blog kardeşliği geyiğinden ziyade), bir blogger arkadaştan çıktığını bilseydim, gider bizzat ona bu düşüncesinden ötürü teşekkür ederdim. Oturduğum yerde insan kaynakları blogları çoğalsın, yuppiiiii, bloglar haydi canlar bir olalım şeklinde oturmazdım. Tekrar ediyorum, bu bir övgü beklediğimden değil, yapılması gerekenin bu olduğuna olan inancımdandır.
 
4- Yarışmış olan tüm bloglara (eski-yeni) ve kendime de bu yolların devamında başarılar diliyorum. Herkesin yolu açık olsun elbet. Ama biraz daha samimiyet, biraz daha kalp gerek!
 
5- Oylama hakkında benim de kafamda soru işaretleri oluşmadı desem yalan 🙂 Keza bu sürecin gelişmeye/geliştirilmeye ihtiyacı var. Sanırım ileriki yıllarda bu süreç çok daha iyi olur.
 
6- Değerlendirme süreci ile ilgili, Dünya’daki blog yarışmalarında akış ve süreç nasıl işliyor diye görüşlerimi iletmiştim Peryön’e. Keza dünya’daki örneklerde, her blog yarışmaya katılamaz. Çünkü bu adil olmaz. Seçici ve uzman bir kurul/jüri olur, hem teknik hem de bilgiye vakıf. Bu jüri kamuoyuna açıklanır. Jüri belirli kriterlere göre başvuran blogları değerlendirir ve oylamaya çıkacak olanları seçer. Yani oylamaya da hak kazanmak gerekir. Yani ben blogları küstürmeyeyim, gocundurmayayım, aramız kötü olmasın gibi bir yaklaşım, kaliteyi ve başarıyı getirmez fikrindeyim. İçerik açısından kaliteli ve kendini her daim geliştiren blogların çoğalmasını o kadar istiyorsak şayet…
 
7- “Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, orada hiç kimse farklı düşünmüyor demektir.” 

Bu sözü çok severim, kimin olduğunu şu an hatırlamıyorum. Bir yerde, bir çevrede veya herhangi bir ortamda herkes aynı düşünüyorsa, orada farklı ve yenilikçi düşünen biri yok demektir. Kaldı ki, herkes ile aynı şekilde düşünmek ve o şekilde davranmak zorunda değildir.

8- Yarışmada finalist olan bir blogu hiç ama hiç tanımıyorum. Müge Arslan. Kendisini tebrik ederim. Ancak adını orada duydum ve bloga göz attım, ağustostan beri yazdığını gördüm, 15-20 yazısı olduğunu. Yaklaşık 6 aylık geçmişi olan bir blogun sosyal medyada oturmuş olması, kemikleşmiş bir okuyucu kitlesinin oluşmuş olması matematiksel olarak düşük bir ihtimaldir. Neredeyse imkansızdır. (bu arada yorumlarım blogu adına, şahsını tanımıyorum bile) Bu blogun hangi tanınırlıkla finalist olabilecek kadar oy alabildiği beni gayet şaşırttı.
 
9- Nitekim mazisi beş sene öncesine dayanan ve bu yolda yaşça hepimizin daha önce okuduğu, bilgilendiğimiz değerli bloglar vardı. Bir İpek Aral, bir Fatmanur Erdoğan…(benim favorilerimdi) Bu blogların kült bir okuyucuları var, some’de bilinirlikleri keza öyle…Yine bunlar benim fikrim ama görünen o ki, oylama sonuçlarına göre iş öyle değil.
 
10- Amaç, blogların sayısının artması olmamalı. Bunu o anda kongrede attığım tweetle de ifade ettim. Amaç bir şeyin artıyorsa bile kaliteyle artması. Blog yazmak ve disiplinle üretmek son derece önemlidir. Blog yazmasına yazarsınız da, önemli olan içeriğidir, bilginizdir, devamını istikrarla getirebilecek kadar donanım ve dünya görüşü, deneyim edinmiş olmanızdır. Ben bilgisiyle, samimiyetiyle bana bir şey vermeyen, ruhuma ve beynime dokunmayan blogları pek takip etmiyorum, varlıklarından haberim dahi yok, bunu da dürüstlükle söyleyeyim. Takip ettiklerim ise hayli sağlam oluyor 🙂
 
11- 2009’dan beri yazan bir blog yazarı olarak benim gönlüm, Türkiye’de insan kaynakları alanında okuyucularına çok değerli bilgiler ve hayat görüşleri sunan kaliteli blogların artmasından yana. Bu da taşın altına elini koymadan olmaz. Kısacası önümüzdeki yıllarda, yuppi yaşasın blogların kardeşliği geyiğinin ötesinde, çıtası yüksek kriterler çerçevesinde değerlendirmelerini yapacak olan ve elini taşın altına koyacak olan bir Peryön’e ve oluşturacağı jüriye ihtiyaç var. Oylama ise ondan sonra…
 
12- Ödül töreni için ayrılan zamanının daha çok olması, yarışmanın düzenlenmesinin ana amacı olan İK blog dünyasını ve yazarlarını daha iyi tanıtabilmek adına ödül töreni akışının daha profesyonel düşünülmüş ve kurgulanmış olması çok daha şık olurdu. Umarım bu da ileriki zamanlarda gelişir.
 
13- Ve her şeyin bir ilki vardır. Ve bu da bir şeydir. Türkiye’nin, devamı gelirse bir İK Blog Yarışması var artık. Ben esasen bunun için gururluyum. Güle güle kullanılsın. Vatana, millete, blogların kardeşliğine, birliğine beraberliğine hayırlı, uğurlu olsun 🙂
 

“Bir hayırlı işe vesile olan kimseye, o işi işleyen gibi mükafat vardır.” (Hadis-i Şerif)

Yazımı bitirirken ise, LiderlİK Ruhu olarak kalbinde olduğumuz her bir okuyucumuza teşekkürü bir vazife biliyorum.

Saygı ve Selamlarımla,

Banu Çakar
banu@banucakar.com
Yorum Yapılmamış

Yorum Yaz