Liderler arasındaki fark, mesajlarını hangi ruh hali içinde ilettiklerinde yatar.

Büyük bir lider içimizdeki tutkuyu uyandırır ve duygulara hitap eder. Liderin girişimi ne olursa olsun (-ister strateji oluşturmak ister birlik sağlamak-) başarısı, bunu NASIL yaptığına bağlıdır. Geride kalan her şeyi doğru yapsa bile duygulara doğru bir yön vermekte başarısız ise hiçbir şey yolunda gitmeyecektir.

Örneğin, BBC’nin bir haber bölümünde yaşanmış bir anı bu olaya misal teşkil mahiyetinde. Aktarayım :

Bölüm denenmek üzere kurulmuş, 200 e kadar gazeteci ve editör elinden geleni yaptığını hissetse de, yönetim kapatılmasına karar vermiş.

Olay buraya kadar normal görünüyor 🙂

Çalışanlara bu kararın nasıl bildirildiği ile devam edelim öyleyse 🙂

Bir araya gelen çalışanlara kararı bildirmek üzere gönderilen üst düzey (!) yöneticinin parlak bir ifadeyle, rakip faaliyetlerinin çok iyi gittiğini ve Cannes’a yaptığı harika bir geziden henüz dönmüş olduğunu açıklayarak konuşmaya başlaması hiç işe yaramadı. Haberin kendisi zaten kötüydü, yöneticinin kaba, düşüncesiz hatta aşağılayıcı üslubu ise, beklenen hüsranın bile ötesinde bir şeyler uyandırdı çalışanlarda. İnsanlar yalnızca yönetimin kararına değil, bizzat haberi getiren kişiye karşı da öfkeye kapıldı. Ortam öyle gergin ve tehlikeli bir hal aldı ki, yönetici salondan tek parça çıkabilmek için neredeyse güvenliği çağırmak zorunda kalacaktı.

Ertesi gün bir başka üst düzey yönetici aynı personeli ziyarete gitti. Onun yaklaşımı çok farklıydı. Büyük bir içtenlikle, gazeteciliğin toplum için hayati öneminden söz etti. Kimsenin gazeteciliğe zengin olmak için girmediğini anımsattı, bir meslek olarak her zaman marjinal olmuştu, iş güvenliği ise ekonominin gidişatına göre inişli çıkışlıydı. Ayrıca gazetecilerin tutkuyla hatta kendini adayarak verdikleri hizmete de değindi. Son olarak hepsini kariyerlerinde başarılar diledi.

Bu lider konuşmasını bitirdiğinde büyük bir alkış aldı!

İki lider arasındaki fark, mesajlarını hangi ruh hali içinde ilettiklerinde yatıyor :

İlki çalışanlara karşı saygısız ve kendini beğenmiş bir tarz ile başarısızlık ve düşmanlık hislerini körüklerken, diğeri ise zorluklara karşın iyimserliğe, başarılara hatta ilham almaya teşvik etmişti.

Liderler duygulara olumlu bir yöne verdiklerinde, BBC’deki ikinci lider örneğinden olduğu gibi, herkesin iyi yanını ortaya çıkarırlar. Bu etkinin ismi ahenk (rezonans) tır. Duygulara olumsuz bir yön verdiklerinde ise, insanların kendilerini göstermelerini sağlayan duygusal temellerin altını oyarak ahenksiz (disonans) yaratırlar. Bir firmanın, bir örgütün veya bir devletin zayıflaması veya güçlenmesi büyük ölçüde liderin bu etkilerden hangisini meydana getireceği tavrına bağlıdır.

Şimdi her birimiz bulunduğumuz ortamı, kurumu, milleti veya ülkemizi düşünelim.

Sizce hangi lider örneği hayatımıza hakim?

Bulunduğumuz atmosferimiz ahenkli mi, ahenksiz mi?

Biz nasıl bir lider istiyoruz.

Düşünelim.

Kaynaklar : 

D.Goleman “Primal Leadership”

Janice R.Kelly & Sigal Barsade “Moods and Emotions in small groups and work teams”

C.Bartel & R.Saavedra, “The Collective Construction of work group moods”

Sigal Barsade “The Rippel Effect : Emotional contagion in groups”

Yorum Yapılmamış

Yorum Yaz